4.6 ÖZGÜVEN

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını birçok kez tecrübe etmiş olsakta, her birimiz dışarıdan bize ulaşan verileri esas alarak tepkimizi belirlemek üzere bir yaşam süreriz. Halbuki hatalarımızın ve pişmanlıklarımızın esas nedeni, gördüklerimizden ve işittiklerimizden etkilenerek hareket etmemizdir.

Özünü bilmediğimizden, başımıza gelebilecek muhtemel her türlü tehlikelere karşı bizi koruyacağına, istek ve arzularımızı karşılayacağına inandığımız birilerine veya birşeylere tutunma ihtiyacı duyarız.

Oysa tüm Rasûl ve Nebilerin bizleri imana davet ettiği “Rabbin Allâh’tır” ifadesindeki manayı bir anlayabilsek..

 Bizi var eden ve var ediş programımız istikametinde varlığımızın devamı için tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan o evrensel ilim ve kudret kaynağının dışarıda/öte(miz)de olmayıp, bize şah damarımızdan daha da yakın beynimizde mevcut olduğunu; beynimizdeki mevcudiyetinden dolayı muhtaciyet kavramından beri olduğumuzu; O’nu dışarıda/öte(miz)de olduğunu zannettiğimiz için, özümüzdeki varlığından perdelenerek kendi ellerimizle kendimizi başkalarına muhtaç ettiğimizi bir fark edebilsek.

Özümüze giden yolun dışarıda değil, beynimizden geçtiğini; beynimizdeki mevcudiyetinden dolayı, beyin üzerinden (beyinsel işlevlerle) bizleri yaşanılan her türlü zorluklardan bir şekilde kurtararak selâmete çıkaracağına iman etmenin, özgüvenin ta kendisi olduğunu; imanın gerektirdiği düşünce ve uygulamalara sarılmanın, beynimizdeki ilim ve kudret kaynağına tevekkül etmek olduğunu bir anlayabilsek..

Hûd sûresi 56. ayet bu gerçeği şöyle açıklar:

“Kesinkes ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh’a tevekkül (hakikatımdaki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim… Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki onun ‘Bi’nasiyesinde (alnında – beyninde var olarak/beyninden) tutmuş olmasın (Fâtır’ın beyni programlaması)… Muhakkak ki benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir.”

 

GEÇENLERDE bedenimizin hastalığı onarmak üzere bağışıklık mekanizmasında yeni akyuvar oluşumunu tetiklemek için sindirim sistemini kapattığını, bundan dolayı hastalandığımızda iştahımızın kesildiğine dair bir haber okudum.

Yani, bedenimiz (bedenin merkezî sinir sistemi olan beynimiz) kendindeki hastalığın farkında ve onarımı için gerekli tedbirleri alıyor. Bize düşen sadece bedenimizin işaret dilinden (semptomları) anlayacak kadar duyarlı olabilmemiz iken… Biz, bu konuda edindiğimiz yanlış bilgi yüzünden, hastalığın onarılması için bedenimizin (dolayısıyla beynimizdeki ilim ve kudret kaynağının) gereğini yerine getireceğine güvenmeyerek bedenin dizginini kendi elimize alıp, kesilen iştahın üstüne daha fazla yemekle giderek onarım işlemini zorlaştırıyoruz!.

Şu husus çok iyi anlaşılmalı…

Rabbimiz (bizi var eden ve var ediş programımız istikametinde varlığımızın devamı için tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan) evrensel ilim ve kudret kaynağı, beynin boyutsal derinliğinden evrensel genişliğe uzanan enerji katmanları (dindeki tabiriyle “semâ katları”) şeklinde mevcuttur. Bedensel farkındalık (“hücresel bilinç”, dindeki tabiriyle “arz”) ise bu enerji katmanlarının en alt seviyesini oluşturur.

Beynin boyutsal derinliğindeki bu enerji katmanlarını, bir hiyerarşi içinde en yüksek frekanstan en düşük frekansa kadar uzanan elektromanyetik enerji seviyeleri şeklinde düşünebiliriz.

Bu enerji katmanlarının her biri, aralarındaki bilgi akışını sağlayan bir sistem ile birbirlerinden beslenerek, birbirleriyle paralel bir yol izleyen bütünsel bir yapının kuvveleri gibidir. Örneğin, insan bedenindeki enerji alanlarıyla ilgilenenlerin tespit ettikleri eterik, astral ve mental enerji katmanları gibi… Fakat tüm bu tespitler büyük resmin sadece küçük bir parçasını oluşturur.

Bahsettiğim bu bütünsel yapı, holografik esasa göre insanın varlığında mevcuttur!. Bedenimiz ise bu yapının (evrensel boyutların) en alt seviyedeki iz düşümüdür. Beynin boyutsal derinliğindeki bu enerji katmanlarından bilginin direkt olarak beyne geçiş noktası epifizdir.

Bilginin epifiz yoluyla beyne geçiş yapmasına “inzal”; geçiş yapan bilginin kişi tarafından içe doğma veya vizyon şeklinde… Yani, bir nevi “içsel algılama” da diyebileceğimiz bir şekilde fark edilmesine de “vahiy” veya “ilham” denmiştir.

Bilginin epifizden direkt beyne geçiş yapması sayesinde kişi görünenin ardındaki örtülmüş gerçeklere içsel algılama yollu vakıf olarak tüm oluşların hikmetine erebilir.

Bizler, nice bilimsel tespitler ve sayısız kişisel deneyimler ile sürekli özümüzdeki ilim ve kudret kaynağını tanımaya yönlendirilerek, bu kaynaktan azamî ölçüde yararlanmamız için görünenle kayıtlanmamamız gerektiği yolunda uyarılırız. Uyarılırız uyarılmasına, lakin tüm bu uyarılara rağmen biz yine de görünene dayalı hüküm vermekte ısrar ederiz. Çünkü görünenlerden yola çıkarak kendimizi beden kalıbına hapsedip, kendimizi küçümsemeye şartlandığımız için, evreni var eden ilim ve kudret kaynağının özümüzdeki mevcudiyetini anlamakta ve kabul etmekte zorlanırız. Bu sebepten dolayı dışımızda kaynak arayışlarımız hiç bitmez.

Bakın bu halimizi Yûsuf sûresi 105. ve 106. ayetler nasıl tarif etmiş:

“Semâlarda ve arzda nice işaret var ki, onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinden geçip giderler. Onların çoğunluğu ancak müşrikler olarak (varsandıkları, tanrıları veya benliklerini eş koşarak) Allâh’a iman ederler!”

Şu kesin ve mutlak gerçeği çok iyi anlamaya çalışalım:

Kaynak diye tutunduğumuz/bağlandığımız dışımızdakiler dahi belirli yöntemlerle özümüzdeki ilim ve kudret kaynağını harekete geçirerek soru ve sorunlarımıza çare olmaktalar!.

Seni hastalığından kurtarıp sağlığına kavuşturacak şifa kaynağı -Eş Şafî- beyninde!.

Seni bilgisizliğinin karanlığından kurtarıp, bilmenin aydınlığına ulaştıracak ilmin kaynağı -El Aliym- beyninde!.

Seni dünyanın ve ölümötesi ebedî yaşamın tehlikelerine karşı koruyacak gerekli tedbir kaynağı beyninde!.

Beynin, dünyanın ve ahiretin nimetlerine erdirecek kuvveler kaynağıdır -Kevser havuzu-.

Allâh ismiyle işaret edilen hakikat tüm ihtişamı, azameti ve kemâliyle (Esmâ’sıyla) beyninden açığa çıkmak ve kavranmak üzere, beynine programlanmıştır.

İşte Şah-ı Velâyet Hz. Âlî (k.v.) bu gerçeği bize fark ettirmek için der ki: “Sen kendini küçük âlem sanırsın, oysa büyük âlem sensin.”

Bil ki, dışındakilerin en hayırlıları, seni kendine bağlayanlar değil(!), özündekini sana fark ettirmeye çalışan, öz değerlerinle yaşamanın yollarını sana öğreten ve bununla da seni özgüvene erdirenlerdir!.

Allâh onlardan razı olsun ve sayılarını artırsın.

Doğrusunu bilen Allâh’tır..

 

Waalwijk, 06-05-2016