Açılım
"Şu yol ki, Allâh'tan kula gider, cümle saadet içinde saadettir… O yol ki, kuldan Allâh'a gider, cümle dalâlet içinde dalâlettir."
Şeyh Harakanî k.s.
Üstadım selam,
Son görüşmemizde bana tek'ten çoka bakmanın önemini anlattınız. Sonra da sizinle vakit geçirmiş iki arkadaşla görüşmemin bana bu konuda yararlı olacağını söylediniz. Önerinize uyup bahsettiğiniz o iki arkadaşla beraber olduğum süreçte, varlığın tekliğine dair hiç beklemediğim ve önemli olduğunu hissettiğim birtakım sinyaller aldım. Bu hislerimin netlik kazanması amacıyla "Yenilen" kitabınızı tekrar okumaya karar verdim ve şöyle bir farkındalık zihnimde beliriverdi…
Genel bakışa göre varlığın derûnunda ("boyutsal derinliğinde" anlamına gelir. Örneğin hücrenin derûnu moleküler boyut, moleküler boyutun derûnu atomik boyut, atomik boyutun derûnu kuantsal boyut olması gibi…) kuantsal boyut ve o boyut itibariyle geçerli olan kuantum mekaniği denilen bir yasa vardır; kuantum potansiyel ise tabanı data/bilgi olan varlığın ham hali olarak tespit edilmiştir.
Engin bir dalga okyanusu olan evrenden, duyu araçlarımızın duyarlı olduğu frekanslardaki bilginin beynimizdeki simülasyonuyla oluşan yaşam alanımız (hayal dünyamız) ve buna göre şekillenen kişiliğimiz, bir üst katman olarak düşünülmüş; dünyamızı oluşturan ve bilincimize şekil verip kişiliğimizi meydana getiren beyinsel işlevler ise bu üst katmanın derûnunda yer alan, soyut bir olgu olarak değerlendirilmiştir… Çünkü varlığı gözle görülür ve elle tutulur türden olmayıp; akılla tespit edilip, tahlil ile incelenip ve sentezle zihinde beliren türdendir.
Ayrıca beyinde işletilen data/bilgi ise fiziksel dünyadan kopuk ve hissedilmekten beri (sadece fikir niteliğinde bir kavram) olduğundan, soyutun da soyutu şeklinde nitelenmiştir.
Halbuki gerçekte durum tersinedir!
Şöyle ki…
Kesitsel algılamanın beynimizdeki simülasyonu olan dünyamız ve buna göre şekillenen kişiliğimiz, oluşturan beyin indinde soyut bir olgu olarak derûnunda yer alır. Beynimiz, her şeyin kendinden meydana geldiği, şeyleri kapsayan ve şeylerin fevkinde olan kuvveler merkezi olarak somut bir olgudur.
Beynin kesitsel algılama sistemiyle kendi içinde oluşturduğu hayal dünyamız, mahiyetini örtmek suretiyle bakış açımızı daraltır. Bildiğimizi sandığımız birçok konuda yanılmamızın esas nedeni, o şeyin kesitsel algımız kadarıyla bize belirmesi ve duyu araçlarımızla deneyimlediğimiz kadar olduğunu düşünmemizden ileri gelmektedir.
Halbuki hiçbir şeyin göründüğü kadar olmadığını birçok kez tecrübe etmişizdir. Düz bir akılla, kesitsel algılamayla edindiğimiz bilginin zihnimizdeki simülasyonundan yola çıkarak, evreni gerçek yapısı itibariyle anlamak ve tanımlamak imkansızdır.
Beynin kavrama aracı olan aklımız, veri tabanının izin verdiği ölçüde algıladıkları üzerinde fikir yürütüp değerlendirme yapabilir. Kaldı ki beş duyu ile evrenden algıladıklarımız okyanusta bir damla bile değildir. Dolayısıyla algı yetersizliğinden dolayı bilmediklerini hesaba katamayan aklın yanılma payı yüksektir.
Yanılmamak için, beynin kesitsel algılama sistemine dayalı verilerin simülasyonuyla oluşturduğu hayal dünyamızda beliren şeylerin mahiyetine (esasına, içyüzüne, temel özellik ve niteliğine) öncelik vermemiz ve malum olanların genel sistem içindeki yerini ve oluşum hikmetlerini tespit etme yolunu izlememiz gerekir.
Oluşların mahiyetine ulaşmak için bir takım teknolojik imkanlarla algı sınırlarını genişleterek incelemeye tabi tutulması, bizi kısmî de olsa gerçekçi bir değerlendirme noktasına taşır… Ne var ki, bu dahi yetersiz olmasından dolayı bizi bir noktada felsefe yapmaktan ileri taşımaz.
Nitekim eldeki tüm teknolojik imkanları sonuna kadar zorlayarak algılananın özünü deşifre etmeye çalışan bilim, son nokta olarak kuantsal boyuta ulaşmış ve teori-fizik ile ötesini kavrama aşamasına geçmek zorunda kalmıştır.
Evet, oluşların mahiyetine ulaşmanın yolu var mıdır?… Ki buna göre bize malum olanların evrensel plandaki hikmetlerini kavrayabilelim.
İslâm Dini bu soruya "VAHİY" ile açıklık getirmiştir.
Vahiy gücü, epifizden beyne geçiş yapan yüksek frekansların (evrenin oluşumundaki ilk etap olan enerjinin yüksek titreşim halinin) beyin performansını artırarak, bilinci holografik evrende serbest hareket etme durumuna getirir. Böylece yöneldiğimiz her bir şeyin (soru ve sorunun) özüne nüfuz ederek o şeyin ilmî mahiyetine ulaşıp, genel sistem içindeki oluşum hikmetini kavramamız mümkün olur.
Vahiy gücüyle bir konunun yüzeyinde kalmayıp, özüne inerek ruhunu (öz bilgisini) his veya farkındalığı destekleyen başka algılama şekilleriyle deneyimleyerek evrensel plandaki yerinden bahseden Rasûl ve Nebiler; yine vahyin sağladığı ferasetle insanın ölüm ötesi yaşamındaki akıbetiyle ilgili bilgi edinip, insanları bu konuda bilgilendirmişlerdir.
Dolayısıyla insanın dünyasındaki varlığının evrensel plandaki yerini kesin bir ifade ve ayrıntılı bir biçimde anlatan Kur'ân, son Nebi Muhammed Aleyhisselâm'ın Vahiy gücüyle edindiği eşsiz bir bilgi kaynağıdır.
Ne var ki Muhammed Aleyhisselâm'a nazil olan evrensel gerçekler, yaşadığı devrin insanlarının genel anlayış kapasiteleri göz önünde bulundurularak açıklanma yoluna gidildiği için, Kur'ân ve Hadisler deşifre edilmesi gereken metafor kitabı olarak insanlığa sunulmuştur.
Geçmişte Kur'ân ve Hadislerdeki metaforların işaret ettiği evrensel gerçeklere ulaşmak imkânsız denecek kadar zordu. Çünkü insanlık bunu mümkün kılacak bilim ve teknolojiden yoksundu.
İlâhi takdir gereği günümüzde tavan yapmış bilim ve teknoloji sayesinde, Kur'ân ve Hadislerin işaret ettiği evrensel sırlara ulaşmamız büyük bir ölçüde kolaylaşmıştır.
Şöyle ki…
Beş duyu algılama araçlarıyla evrenden beynimize ulaşan kesitsel verilerin sanal bir simülasyonu olarak dünyamız oluşur ve oluşan dünyamıza göre bilincimizin kişiliği şekillenir. Oluşumun ham maddesi olan bu kesitsel veriler okyanusta bir damla mesabesinde olmasa da, holografik gerçeklik bize her bir kesitin bünyesinde bütünün bilgisini barındırdığını anlatır.
İşte işin püf noktası burasıdır.
Yani beynimizin içinde oluşan hayal dünyamız ve buna göre şekillenen bilincimiz, gerçekte evrensel özün sanal simülasyonudur. Yani dünyamızda ve kişiliğimizde tespit ettiğimiz her bir özellik, nihayetinde evrensel öze ait özelliklerin yansımalarıdır.
Beynimiz, holografik ışınsal bir yapı olarak varlığın özünü teşkil eden bu kozmik bilinçteki potansiyelin kavranması için, kendi içinde sanal bir simülasyonunu meydana getirerek açığa çıkaran, (organik değil…) elektromanyetik yapısal özelliğe sahip bir sistemdir.
Bu sadece insan için değil, evrendeki her oluş için böyledir. Dindeki tabiriyle "herşey varlığını Allâh Esmâ'sından alır.."
Yani her neye odaklanırsak odaklanalım, neticede özdeki teklik boyutunun niteliksel yansımasıyla karşı karşıya kalırız. "Ne yana dönsen Allâh'ın yüzünü görürsün" ayeti bu gerçeği vurgular.
Gelelim vahiy kaynaklı bilginin değerlendirilmesi konusuna…
Risâlet ve Nübüvvet, insana menşei ve akıbetiyle ilgili konuda vahye dayalı olarak ışık tutma ve bilgilendirme işlevidir.
Vahye dayalı bilgiden yararlanmak için, kişi öncelikle o bilginin doğruluğuna inanması; sonra da o vahye dayalı bilgideki evrensel mesaj anlaşılana dek, kişisel yorumlarla tahrif etmemesi gerekir. Çünkü, "Allâh onların vasıflamalarından münezzehtir!" (37:159). Tahrif etmeden, vahye dayalı bilgideki evrensel mesajın sezilmesi için üzerinde fikir yürütülerek, kavrama çalışmaları netice alana kadar sürdürülmelidir. Zira "Allâh'ı hakkıyla değerlendiremediler!" (39:67) âyeti, insanların vahye dayalı bilgideki evrensel mesajı kavramak için akıllarını yeterince kullanmadıklarını anlatır.
Musa Aleyhisselâm irsâl olduğu toplumuna evrensel gerçekleri açıklarken, bu bilgilerin tahrif edilmeden nesilden nesile aktarılmasını sağlamak amacıyla "tenzih" etme yoluna gitmiştir. Çünkü Musa Aleyhisselâm'ın kavmi olan gelenekçi Yahudilerde, gelen bilgiyi kişisel görüş ve yorumlarla çarpıtarak kendi doğrularını dayatma durumu yaygındı.
İsa Aleyhisselâm ise kavmini bu zihin kalıplaşmasından kurtarıp, ilâhî hitabı (evrensel mesajı) kavramalarını sağlama gayesiyle "teşbih" denilen açıklama/açıklık getirme yoluna gitmiştir. Ne var ki donmuş (olayları farklı yönleriyle görememe) kafa yapısına sahip olan Yahudi ırkı, İsa Aleyhisselâm'ın açıklamalarını değerlendiremeyip, kendi inanç ve değerlerine karşı bir tehdit olarak gördüklerinden, her zamanki gibi öldürme yoluna gitmişler.
İster Musevî meşrepten olan zevatın tenzih ağırlıklı anlatım şekli olsun; ister İsevî meşrepten olan zevatın teşbih yollu anlatım şekli olsun, her iki şekilde gökte parlayan yıldız misali, kişide belirli açılım ve farkındalık sağlar. Fakat bir güneş gibi basiretleri aydınlatmaz.
Muhammed Aleyhisselâm ile gelen tevhid ise tenzih ve teşbih'te dengeyi sağlayarak, basiretleri güneş gibi aydınlatan bir öğretidir, ki bu özellik sadece Muhammedî meşrepten olan zevâtta bulunur.
Tenzih, teşbih ve tevhid… Netice itibariyle her bir anlatım şekli, akıl kapasitesinin izin verdiği ölçüde, (ilham ve yüksek sezgi gücü gibi) üst alıcı kuvvetlerinin desteğinden yararlanarak, vahye dayalı bildirimlerin evrensel plandaki yerinin kavranması amacını güder.
Bir de sadece Muhammed Aleyhisselâm'ın ümmetine bahşedilmiş, sizin "Allâh'ın kendi tekliğine şehâdeti" diye ifade ettiğiniz VAHDET sırrı vardır.
Efendimiz Aleyhisselâm'ın algılamakta olduklarımızın mahiyetini görmekle ilgili şöyle bir duası vardır: "Rabbim, bana eşyanın hakikatini göster.."
Efendimiz Aleyhisselâm'ın bu duasını anlamak için "şeyler" anlamına gelen eşya kelimesinin çoğul, "hakikat" kelimesinin ise tekil olması önemli bir işarettir.
Yani, "o şeyin hakikati başka, bu şeyin hakikati başkadır" anlamında değil; "her bir şeyin hakikati TEK'tir.. O da her bir şeyde Esmâ'sıyla yüz gösteren varlık, Vahid'ül Ahad (sayısal çokluk kabul etmez TEK) olan Allâh'tır." anlamında söylenmiştir.
Nitekim vahiy kaynaklı bilgide "Ne yana dönersen Vechullâh karşındadır (Allâh Esmâ'sının açığa çıkışıyla karşı karşıyasın).." âyeti, Efendimiz Aleyhisselâm'ın bu duasına açıklık getirir.
Üstadım, sizin "Yenilen" isimli kitabınızı tekrar okumaya başladım ve hayret ediyorum… Çünkü birçok cümlenin üstünü atlayarak yanlış okumuşum. Sanırım doğruya ulaşana kadar üstünü atlayarak okumanın aldatıcı kavrama şekli bir süre daha devam edecek.
Saygı ve sevgilerimle
Waalwijk, 30-06-2012