Bölüm 1 · 1.4

Yarını Görenler

Ahmet Köse · Uyanış
"Dünle bugüne hitap etmeye çalışanlar, dünde yaşayanlardan başkasına yararlı olamaz!... Yarınlar, bugünden yarını görenlere aittir!"
Üstad Ahmed Hulûsi

Üstadım selam,

Bursa ziyaretimde arkadaşım bana Ulu Cami'yi gezdirdi. Cami'nin tarihinden ve orada yaşanan bazı önemli hadiselerden ve menkıbelerden bahsetti. Camî'deki İslâmî sanat ve değerleri gösterip anlattı. Derken iki rekât namaz kıldık. Namaz esnasında sizin Münih sohbetinizde anlattıklarınızı düşündüm.

Muhammed Aleyhisselâm'ın İslâm ismi altındaki evrensel öğretisi, bir yöreye ait değerlerle harmanlanarak orijine nasıl perde olduğunu fark ettim.

Sizin "İslâm" isimli kitabınızda belirtmiş olduğunuz üzere "Tıpkı bir kar gibi… Bir rahmet olan İslâm Dininin, nasıl çığa dönüşüp önüne çıkanı ezdiğini" daha iyi anladım.

Bu yazımda Mekke'de doğan İslâm güneşinin yükselişi ve batının modern bilimleri eşliğinde dik konumuna gelerek tüm gölgeleri kaldırışı hakkındaki naçizane düşüncemi paylaşmak istedim.

GEÇMİŞTE… İslâm Dininin gerçeğini fark eden derin düşünce sahiplerinin, tasavvuf ismi altındaki açıklamaları "Hak'tan > halka" doğru bir yayılım şeklinde gerçekleşmiştir. Buna mukabil toplumun bu yayılımdan anladıklarına göre değerlendirmeleri ve yaptıkları yorumlar daima bir çöküntüye sebep olmuştur. Çöküntüyü "halktan < Hakk'a" şeklinde tanımlayabiliriz.

Hızır Aleyhisselâm'ın Ulu Cami'de namaz kılması, Somuncu baba'nın Cami'nin dört kapısından aynı anda ekmek dağıtması ya da Bursevî Hz.lerinin vaaz vermesiyle Ulu Cami'nin değerlenmesi, birim ve toplum bakış açısına göredir.

Bünyesinde evrensel gerçekleri barındıran İslâm Dinini ve İslâm'ın düşünsel tabanı olan Tasavvufu anlamayı ve yaşamayı yöresel menkıbelere, mimariye, sanata ve musikiye atfetmek ne kadar doğru bir yaklaşım olabilir?!

Evrensel olarak tanımlanan bir şeyin, tüm mekan- ve zamanların üstünde olması ve yaratılmış arasında ırksal bir ayırım yapmadan, her birine eşit mesafeden hitap etmesi gerekmez mi?.

Tabi ki menkıbeler, mimarî, sanat ve musiki; Kur'ân ve Hadislerde işaret edilen evrensel gerçekleri ve değerleri hissettirici olmaları yönüyle faydalıdır ve bu özellikleriyle saygı ve hürmete şayandır. Fakat saygının ötesinde kutsallaştırılarak, putperestlerin yaptıkları gibi bir toteme dönüştürülmeleri İslâm'ın ruhuna ters düşmez mi?

Biraz daha açayım…

Geçmişte Kur'ân ve Rasûlullâh açıklamalarındaki metaforların işaret ettiği evrensel mesaj çok az derin düşünen insan tarafından anlaşılabilmiştir. Anlayanlar, yaşadıkları devrin verdiği imkân dahilinde açıklanması mümkün olan kısımları açıklama yoluna gitmiş; açıklanması mümkün olmayanları ise yine misallendirmek zorunda kalmışlar. İşte bu şekilde İslâm Dininin düşünsel tabanı olan tasavvuf oluşmuştur.

"Hak'tan > halka" diye tanımlamaya çalıştığım, tasavvuf'un bu yaklaşım şeklinde insanların anlayış seviyeleri göz önünde bulundurulmuş ve konular olduğu gibi değil, insanların kabul edeceği ve yararlanabilecekleri bir biçimde anlatılmıştır. Bu yöntemle toplumun İslâm dinine dair anlayış sınırları genişletilmesi amaçlanmış ve anlamaya istidatlı olanların gerçekliğe yükselişlerinde bir basamak oluşturması hedeflenmiştir.

Tasavvufun meydana getirdiği yayılım, toplumun sınırlı anlayış kapasitelerine göre yaptıkları değerlendirme ve türlü yorumlarla farklı görüşlere yol açmıştır. Her insan kendine yakın bulduğu görüşte birleşerek mezhep ve cemaatler meydana gelmiş, mezhep ve cemaatler dahi yayılım arttıkça içten farklı kollara ve gruplara bölünerek çoğalmışlar. Neticede tasavvuf ehlinin yayılım amaçlı yaptıkları bildirimler, toplumun yerel görüşlerine dayalı yorumlarla örtülüp bir çöküntüyle sonuçlanmıştır.

Fakat tüm çöküntülere rağmen bu yayılım, insanlığı hep ileriye taşımayı başarmıştır.

Ve nihayet günümüzde Rasûlullâh'ı anlamanın altın çağını başlatacak modern bilim ve teknolojik zamana gelinerek, Kur'ân ve Hadislerdeki metaforların ve dahi tasavvuf ehlinin anlatmaya çalıştıkları o evrensel gerçekler ve değerler tüm insanlık tarafından anlaşılabilecek hale gelmiştir.

Modern bilim ve teknolojiyle gelinen bu nokta, İslâm Dinine dair tüm görüş ve fikir ayrılıklarının kalkacağı ve bölünmelerin son bulacağı, insanlığın aynı ve tek anlayışta birleşeceği önemli bir buluşma noktası olacaktır.

Zira bu vesileyle İslâm Dini bid'atlerden (İslâm ile alakası olmayan, sonradan türeyen şeylerden) arındırılarak, orijinindeki saflığıyla başladığı noktaya geri dönecektir.

Dilerim bunu algılamak ve değerlendirmek bizlere nasip olur. Çünkü Efendimiz Aleyhisselâm bu süreçle ilgili şöyle bir açıklaması vardır: "İslâm garip olarak zuhur etmiştir… Benimle olan zuhuru gibi tekrar zuhur edecek; ne mutlu o gariplere.."

Bu Hadis, İslâm Dininin Efendimiz Aleyhisselâm devrinde olduğu gibi, Mehdi Aleyhisselâm'ın zuhuru döneminde de çok az insan tarafından gerçek manasıyla anlaşılacağına işaret eder.

Evet… Efendimiz Aleyhisselâm'ın bahsettiği, her yüz yılda bir gelen Müceddid'lerin öncülüğünde, Tasavvuf ehlinin "Hak'tan > halka" şeklindeki yayılım amaçlı bildirimlerine karşın toplumun verdiği "Halktan > Hakk'a" yanıtının yapboz düzeni içinde çok nadir beyinler sıyrılıp evrensel gerçekleri anlayabilmiş… Ve son Müceddid ile gerçekleşen yenilenme operasyonuyla "Hak'tan > Hakk'a" diye tanımlayabileceğimiz o nadir çağa gelinmiştir. "Özün ilmiyle âlemlere bakış…" açılımı!

Hazır yeri gelmişken şu düşüncemi de paylaşmak istedim…

Sizin "Yenilen" isimli kitabınızdan önceki yazdıklarınız, "Hak'tan > halka"… Yani, "Allâh'ın kendini insana göre tarifi" şeklinde, tasavvufun yayılım amaçlı bildirim usulüne benzettim. Çünkü evrensel gerçekler toplumun anlayışına uyarlanarak açıklanmış ve bununla da toplumun İslâm Dinine dair genel anlayış sınırları genişletilmesi amaçlanmıştır.

"Yenilen" isimli kitabınızı ve sonraki anlatımlarınızı ise "Hak'tan > Hakk'a"… Yani, "Allâh'ın; kendini, kendine göre tarifi" olarak, bir tür açılım olduğunu hissettim.

Hoşgörünüze sığınarak naçizane düşüncem…

Saygılarımla

Waalwijk, 15-01-2011