Evrensel Kimliğimiz
"Arzda (bedeninizde – dış dünyanızda) ve nefslerinizde (iç dünyanızda) size isâbet eden hiçbir musibet yoktur ki, bizim onu yaratmamızdan önce, bir kitapta (ilim boyutunda oluşmuş) olmasın! Muhakkak ki bu Allâh üzerine çok kolaydır!"
Kur'ân Çözümü, Hadiyd sûresi 22
Yaşamını beş duyunun sınırlı algılama kapasitesiyle sürdüren insan için evreni, gerçek yapısı itibariyle anlayıp değerlendirmesi ne kadar mümkün?
Modern bilim açısından evren, deseni belirlenmiş tümel bir yapıdır. Sözkonusu bu desen, işlenmemiş bilgi (data) olan stringlerin altı yönlü hareketiyle her an yeni bir şekil alan 10 yada 11 boyutlu bir yapıda matematiksel olarak anlaşılmaya çalışılır ve kuantum geometrisi olarak incelenir. Gerçek şudur ki, stringlerin hareketiyle her an yeni bir hâl alan evren, kendi kendini organize eden şuurlu bir enerjidir.
"Evrenin boyutlara eğrilmiş olması" görüşü aslında bir metafordur. Çünkü insan aklı bir konuyu kavraması için, eldeki verileri konuya yaklaştıracak bir mantık silsilesine uygun tasavvur etmesi gerekir.
"Deseni belirlenmiş tümel bir yapı" diye ifade etmeye çalıştığım evren için Kur'ân'da "KİTAP" tabiri kullanılmıştır.
Holografik evren modeli, bu hususu anlamamızı sağlayan muhteşem bir keşiftir. Bu teoriye göre evrenin nesnel bir gerçekliği yoktur. Fiziksel dünyamız, enerji boyutundaki hareketliliğin algıdaki bir yansımadır.
Gerçek yapısı itibariyle şuurlu bir enerji olan evren, kendi bilgisini (potansiyelini) her an yeni bir düzenlemeye tabi tutarak çok boyutlu hologram dünyaları meydana getiren ve meydana getirdiği dünyaların algılayanı olarak seyreden tekil bir varlıktır.
Holografik evren anlayışında mekansallık ve zamansallık, dolayısıyla da boyutsallık kavramı yoktur. Uzayın hangi noktasından (yada hangi birimin algılama kapasitesinden) bakacak olursak olalım, evren her açıdan aynı değerde olacaktır.
İşte bu değişmez değer, Kur'ân ve Rasûlullâh açıklamalarında Sünnetullâh diye ifade edilen "evrensel sistem ve düzendir".
Birimsel bakışla, sayısız boyutlarından ve yine algılama araçlarımıza dayalı olarak sonsuz ve sınırsızlığından bahsetmekte olduğumuz ve her an yeni bir şekil alarak genişlediğini düşündüğümüz bu yapı (evren); kendi zâtî bakışı indinde, ilmiyle kapsadığı (uzayın kuşatıcılığı) "kapalı" bir evrenden (ihtimal barındırmayan, belirlenmiş bir evrenden) başka bir şey değildir!. Çünkü kuantlara şekil veren string boyutu itibariyle herşey belirlenmiş bir grafiğin yansımasıdır.
Dolayısıyla biz her ne kadar da düşünce dalgalarımızın şekillendirdiği bir kuantum evreninde yaşadığımızı zannetsek de; ve bu zannımıza göre "düşündüğün yarattığındır" felsefesini benimseyerek, özgür bireyler olduğumuz vehmiyle hareket etmeye çalışsak dahi; gerçekte holistik (tekil) olan ve belirlenmiş bir planın hayalî yansımalarıyız.
Sen sana ne sanırsan,
ayrıyı da onu san,
dört kitabın manası budur,
eğer var ise.
Kapsayıcı bir bakış, bize evrendeki her oluşun kendine has bir programla var olduğu gerçeğini farkettireceği gibi; her oluşun bütünsellikle de uyumlu işlev gördüğünü gösterir. İşte bu, Din'deki KADER sırrına açılan bilimsel penceredir.
Kader sırrına ermek, kişinin kendini herşeyden AYRI bir birey kabul etmesinden kaynaklanan korkularından arındırır ve yerini "AYNI" görmenin getireceği saf bir sevgi alır. Böylece kişi "cennet" denilen, mutluluk ve huzur yaşamına dahil olmak suretiyle kendini ayrı görmekten kaynaklanan ızdırapları son bulur.
Kuantum fiziği, evrenin orijin yapısının parçacık görünümünde dalga olduğunu ispatlamış; evrenin, parçalardan meydana gelmemiş ve parçalanması mümkün olmayan holistik (tümel ve tekil) bir yapı olduğunu basiretler önüne sermiştir. Kuantum mekaniği ile de bu yapının esas nitelikleri ortaya çıkartılmıştır. Bu sayede biz, kuantsal (dinî tabirle melekî) kökenli bireyler olduğumuzu anlamış olduk!
Ve geldik konunun içinden çıkılması zor olan kısmına…
Düşünce dalgalarının şekillendirdiği bir kuantum evreninde yaşamakta olduğumuz bilgisinden hareketle, "düşündüğün yarattığındır" felsefesini benimseyerek, özgür bireyler olduğumuz anlayışına kapılma fikri sapmasına…
Bahsettiğim bu fikir sapması, kişiyi dokunacak kadar gerçeğe yaklaştırmışken, farketmeksizin uzaklaşmasına rağmen, kendini halen orada olduğu sanısıyla yaşatır. Bu durum bir rüyadan uyanacakken, başka bir rüyanın esaretine kapılma haline benzer.
Düşünce gücüyle, beş duyu algılama araçlarına karşılık gelen nesnel dünyamızdan soyutlanarak, kuantsal boyutun engin alanında kendini bulup, tanıma kapasitesine (dinî tabirle "hilafet") sahip olan bir insanın, (fiziksel değil) kuantsal yapıda ve özellikte olduğunu anlamadığı sürece, sahip olduğu kapasiteyi hakkıyla değerlendiremez?
İnsanın günümüz mistik karmaşasından ve akıl bulandıran türlü mistik akımlardan kendini kurtarıp manevî anlamda huzur ve sükûn bulması, ancak bilimin "kutsal kase" dediği, o kapsayıcı bakışın getirdiği birleştirici kurama ulaşmasıyla mümkündür.
Belirsizliğin bir ilke olmadığını gösteren holografik evren modeli, gerçeğe ulaşmak isteyenler için güçlü bir ilham kaynağıdır. Kuantları organize eden bir sistem bilincine götürür derin düşünce sahiplerini, ki tasavvufta bu sistem bilincine "Akl-ı Küll" diye işaret edilmiştir.
String teorisi ve bunun uzantısı olan kuantum geometriği, kuantsal boyutu organize eden sistem bilincini deşifre etme çalışmalarıdır.
Şimdi şu hususu çok iyi anlamak gerek…
"Varlığın hakikati kuantsal boyuttur" ifadesi yetersizdir!. Çünkü varlık zaten kuantsal enerjidir. Efendimiz Aleyhisselâm'ın "Ruhlarınız bedenlerinizdir" ifadesi, bu gerçeğe işaret eder. Başka bir ifadeyle madde ile enerji veya beden ile ruh diye iki ayrı yapı yoktur. Madde olarak algılanan, gerçekte kuantsal enerjidir. Dolayısıyla kişinin kuantsal niteliğiyle yaşamasına engel olan şey, düşüncesindeki kendini enerjiden başka bir şey (misal, enerjinin yoğunlaşmış bir formu" gibi…) olduğunu zannetme fikridir.
Varlık, kuantsaldır ve bu yapısı itibariyle de holistiktir (bütünsel ve tekil). Bu yapının öncesinden veya sonrasından, altı yada üstünden bahsetmek muhaldir. Tüm olanlar, kuantsal kökenli tekil yapının şuursal seyrinden ibarettir.
Evrensel enerjiyi organize eden bilincin sistemini (mantığını) anladığımız takdirde, bize doğamızın sunduğu aşkın imkanları deneyimlemenin kapısı açılır. Tasavvufta buna "hakikati fark ettikten sonraki marifet" denmiş ve bu hâl "mülhime nefs" mertebesi (farkındalık düzeyi) olarak ifade edilmiştir.
Bu husus anlaşılmadığı sürece, Kur'ân ve Rasûlullâh açıklamalarındaki metaforların deşifresi hep yarım kalır ve kişi Din'den hakkıyla fayda sağlamaz.